Mekan Durağı

Gaziantep Kaleleri | http://mekanduragi.com

Gaziantep Kaleleri

GAZİANTEP KALELERİ

 

  • Gaziantep Kalesi:

Gaziantep Kalesi, Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisi olup, gerek ihtişamı gerekse tarihiyle şehir merkezinde, Alleben Deresi’nin güney kenarında, yaklaşık 25 m yükseklikte hemen herkesin dikkatini çeken bir tepe üzerinde konumlanmaktadır. Gaziantep Kalesi’nin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Tarihi günümüzden 6000 yıl geçmişe, Kalkolitik döneme kadar giden bir höyük üzerinde kurulduğu, M.S. 2-3.yy.’da ise kale ve çevresinde “Theban” isimli küçük bir kentin olduğu bilinmektedir. M.S. 2-4.yy.’da kalenin, ilk olarak Roma döneminde bir gözetleme kulesi olarak yapıldığı ve zaman içerisinde genişletildiği yapılan arkeolojik kazılarla anlaşılmıştır. Bugünkü biçimini ise Kaleler mimarı olarak bilinen Bizans İmparatoru Iustinianos döneminde M.S. 6.yy.’da almıştır. Yine bu dönemde kale önemli bir onarım geçirmiş olup, onarım sırasında tesviyenin sağlanması için, güney bölüm kemerli ve tonozlu galerilerden oluşan substrüksiyon (temel) yapılarıyla donatılmış, bu galerilerle birbirine bağlanan kuleler inşa edilmiş ve sur bedenleri batı, güney ve doğuya, tepenin sınırına kadar genişlemiştir. Kale bu haliyle gayrı muntazam dairesel bir şekle sahiptir. Kale bedenleri üzerinde 12 adet kule mevcuttur. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde kalenin 36 burcundan bahsetmektedir. Günümüzde ise bunların yalnızca 12 tanesini görebilmekteyiz. Geri kalan 24 burcun ise kalenin dış surları üzerinde bulunduğu ve günümüze kadar gelemediği düşünülmektedir. Kale çevresinde bir hendek bulunmakta ve kaleye geçiş ise köprü ile sağlanmaktadır. Kale köprüsünü geçip, asıl kale kapısına ulaşmadan, sol tarafta ise halk tarafından İmam-ı Gazali Hazretlerinin Makamı olarak adlandırılan bir burç bulunmaktadır.
Bizans dönemini takip eden yıllarda özellikle Memluklar, Dulkadiroğluları ve Osmanlılar ihtiyaca göre kaleyi zaman zaman onarmışlar ve buna dair onarım kitabeleri koymuşlardır. Kale ikinci defa, 1481 yılında Mısır Sultanı Kayıtbay tarafından elden geçirilmiştir. Ana kapı üzerinde yer alan kitabeden, ana kapı ve kale köprüsünün iki yanındaki kulelerin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1557 yılında yeniden yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Asıl kale kapısından girince, kalenin iç kesimlerine ve üstüne doğru açılan iki yol vardır. Sola açılan yoldan, kalenin üst kısmına ulaşılır. İç kesimlerine doğru devam eden yoldan ise; galeri, dehliz ve kale odalarına ulaşılır. Kalede ana kütle altında ise bir su kaynağı bulunmaktadır. Gaziantep Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülen arkeolojik kazılar sonucunda, Osmanlı dönemine ait bir hamam ile 2000 yılında yapılan kazılarda ise, bir cami ortaya çıkartılmıştır. Hamamın banyo, buhar odası ve bacaları ortaya çıkarılmıştır. Buhar odasının köşesinde bulunan kanallar vasıtasıyla içeride buhar fazlalaşınca dışarıya verildiği bilinmektedir. Hamam; mimari olarak pek gösterişli olmamakla birlikte teknik bakımdan üstün özellikler taşımaktadır. Cami ise Osmanlı mimarisi tarzında olup, dikdörtgen planlıdır. Caminin güney cephesinde yarım daire şeklinde mihrap, mihrabın sağında ve solunda ikişer adet kitap koyma bölümleri ve mihrabın sol tarafında güneyden dışarıya açılan bir kapı girişi ortaya çıkartılmıştır. Ayrıca mihrabın sağ tarafından kızaklı bir minberin de yeri bulunmuştur. Ayrıca 2002 yılından günümüze kadar devam eden kazı çalışmalarında ise Kale Hamamı’nın kuzeyinde, Kale camisinin doğusunda ve güneyinde 5x5 metrelik açmalarla kazı çalışmaları yapılmıştır. Bu kazılarda, Erken İslam, Bizans, Osmanlı dönemine ait çeşitli mimari yapı kalıntıları, seramik/l parçaları, mermi çekirdekleri, Bizans dönemine ait bilezik parçaları, pişmiş toprak kandiller, Bizans ve Osmanlı dönemine ait sikkeler, çok sayıda demir gülle, çakmaklı tüfek parçaları ve bazıları mühürlü pipo parçaları ile bazı hayvan kemikleri ele geçmiştir. Kalenin etrafında ise hendek yeri tespit edilmiş olup bir bölümünün kazısı yapılmıştır. Tüm bu yapılan ve yapılacak olan çalışmalarla Gaziantep turizmine kazandırılan Gaziantep Kalesi ihtişamıyla ziyaretçileri beklemekte ve şehir merkezinde tarihi yapısıyla önemli cazibe merkezlerinden birisi haline gelmiştir.

  • Rumkale:

Rumkale, Gaziantep il merkezinin 62 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. “Hromgla” adıyla bilinen kale daha sonra “Rumkale” olarak adlandırılmıştır. Rumkale’ye kasaba köyünden ve Halfeti’den teknelerle kolaylıkla ulaşılmaktadır. Rumkale’ye Fırat ve Merzimen kıyılarından dimdik yükselen yamaçlara yapılmış sur ve kompleks odalardan oluşan kapı geçidi ile girilmektedir. Kale iki beden halindedir. Birinci beden; kalenin doğu, kuzey ve batıda doğal kayalığın dik olarak yontulmasıyla, doğal sur meydana getirilerek oluşturulmuştur. İkinci beden ise bu doğal surun üstüne sert kalker kesme taşlarla sur duvarı olarak yapılmıştır. Kuzey ve doğu surlarında dikdörtgen planlı 7 burç ile kuzeyde çok sayıda mazgal pencere yer almaktadır. Kalenin güney yöndeki kayalık uzantısı 12.yy.’da 30 m. derinliğinde ve 20 m. genişliğinde oyularak uçurum (hendek) haline getirilmiştir. Böylece, savunmaya yönelik olarak karayla kalenin direkt ilişkisi kesilmiştir. Kale 120m. genişliğinde ve 200m. uzunluğunda bir alanı kaplamaktadır.
Bir zamanlar Fırat Irmağı kıyısında yer alan Rumkale, Halfeti/Şanlıurfa ile Gaziantep arasında sınır oluşturmakta ve baraj gölüyle çevrili üç yanıyla yarım ada görünümüne sahiptir. Kalenin eteklerinde ise aşağı şehir bulunmaktadır. Rumkale’nin doğu ve batıdan olmak üzere iki ana giriş kapısı mevcuttur. Doğu girişi Fırat Nehri, batı girişi ise Merzimen Çayı üzerine kurulmuştur. Bugün sadece ayak kalıntısı mevcut olan köprü, kara ile irtibatı sağlayan yapıdır. Buradan patika yolla kalenin giriş kapısına çıkılmaktadır. Batı cephesinde yol üzerine 20m. aralıklarla 4 adet kule şeklinde kapı yapılarak savunma açısından büyük kolaylık sağlanmıştır. Batı surlarda kuzeyden itibaren ilk kapı dikdörtgen planlıdır. Burada kapının olduğu yerde bir türbe ve bir iskelenin varlığı da bilinmektedir. İkinci kapı kareye yakın dikdörtgen planlı yarım daire şeklindedir. Üçünçü kapı ise, tahrip olmuştur. Dördüncü kapı, kare planlı haç tonozludur. Beşinci kapı kalenin Fırat’a bakan doğu cephesindedir. Dikdörtgen biçimli bu kapı, içte biri yuvarlak, diğeri sivri kemerli iki niş içine alınmıştır. Kalede beden duvarları ve burçlardan başka, bugün görülebilen kalıntılar arasında Şair Aziz Nerses Kilisesi, Barşavma Manastırı, su sarnıçları ve su kuyusu yer almaktadır. Kuyu basamaklarla Fırat Nehri’nin seviyesine kadar inen 8m. genişliğinde ve yaklaşık 75m. derinliğindedir. Fırat Nehri’nden su temin etmek için yapılmış olan bu kuyunun gizli bir geçit olduğu da rivayet edilmektedir. Kuyunun silindirik iç yüzünde kayanın oyulmasıyla helozonik bir merdiven meydana getirilmiştir. Bunlardan başka kale içinde işlevi tespit edilemeyen çok sayıda yapı kalıntısı mevcuttur. Kaledeki yapıların birçok bölümü ana kayanın oyulması ve düzleştirilmesiyle yapılmıştır. Surlarda ve burçlarda örgü malzemesi moloz taş, kaplama malzemesi olarak büyük boyutlu düzgün kesme taşlar, kemerlerde ise tuğla görünümü verilmiş kesme taşlar kullanılmıştır.
Kalede toprak üstündeki yapılar 12-14.yüzyıllar arasına aittir. Bunlar içinde en eski yapının hendek olduğu ifade edilmektedir. Fırat Nehri boyunca ele geçen çakmak taşından yapılmış aletler ve diğer kalıntılar, insanoğlunun Rumkale ve çevresinde Paleolitik döneminden itibaren yerleştiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemden sonraki iskan yerlerini ise Fırat vadisinde Tunç çağından başlayıp Kalkolitik döneme kadar inen höyüklerle izlemekteyiz. Rumkale ve çevresiyle ilgili antik kaynaklardaki ilk bilgiye Asur Kralı III.Salmanazar’ın M.Ö. 800’de zaptettiği “Şitamrat” yerleşimiyle ulaşmaktayız. Bu yerin Rumkale olduğu ifade edilmektedir. Rumkale çevresi bölgedeki stratejik konumu sebebiyle Med, Pers, Helenistik ve Roma dönemlerinde de iskan görmüştür.
17.yüzyılda Evliya Çelebi, Rumkale’nin bir tepe üstünde sağlam bir kale olduğunu, dışında camisi, hanı, hamamı ve küçük bir çarşısı bulunduğunu belirtir. Kâtip Çelebi’de buranın bahçe ve meyvelerinin bolluğunu vurgulamıştır. 
Rumkale; üç yanı zümrüt yeşili göl ve bunu çevreleyen dik, sarp kayalıklı tepelerle çevrili doğa ve insan harikası bir yerdir. 
Şair Aziz Nerses Kilisesi: Rumkale’nin güneyinde yer alan kiliseyi 1173’te Şair Aziz Nerses yaptırmıştır. 18.yy.’da Rumkale’yi ziyaret eden Richard Peacock, yapıdan gotik tarzda küçük ama güzel bir kilise olarak bahsetmiştir. Doğu-batı doğrultusundaki kilise dikdörtgen planlı, üç nefli ve üç apsisli plana sahiptir. Batısında narteks yer alır. Sadece apsisin doğu cephesinin bir bölümü toprak üstündedir. Doğu cephesinin ortasında silmeli çerçevenin iki yanında birbirine benzer kabartmalı levha bulunur. Sol levhada haç ve rumi süslemenin olduğu kabartmanın altında başlarını geriye çevirmiş karşılıklı duran iki aslan; sağ levhada ise iki palmet arasında başını sağa çevirmiş, kanatlarını açmış bir kartal kabartması yer almaktadır. Bu kilisenin İslami dönemde cami olarak kullanıldığı bilinmektedir.
Barşavma Manastırı: Kale içinde, kuzeyde yer alır. 13.yy.’da Yakubi Azizi Barşavma kendi adına inşa ettirmiştir. Birbirine bitişik iki yapıdan oluşan manastırın bazı bölümleri ayakta kalmıştır. Kuzey cephesini kaya kütlesi oluşturur. Kare planlı olan yapı haç tonozlarla örtülmüştür. Duvarlarda büyük taş bloklar halinde kesme taşlar, payelerde ve batı mekanınnkapısında düzgün kesme taşlar, kemerlerde ve örtü sisteminde ise tuğla görünümü verilmiş kesme taşlar kullanılmıştır. Yakınında bir de kuyu mevcuttur.

  • Araban Kalesi:

Araban ilçe merkezinde yüksek ve üzeri oldukça düz olan prehistorik bir höyük üzerinde yer almaktadır. Kalenin görülen kalıntıların hemen hepsi Ortaçağ’da yapılmış kale-şehir kalıntılarıdır. Araban eski adıyla “Raban” 11-12.yy.’da Urfa Haçlı Kontluğuna bağlı, o dönemde önemli bir merkez konumundaydı. Günümüzde ise; eski önemini yitirmiş, küçük bir ilçe merkezi halindedir. Ortaçağ kalesinin planını ve detaylarını elde etmek henüz mümkün olmamıştır. Tepe üzerinde blok taşlarla inşa edilmiş, camii olarak kullanılmış büyük bir yapı dikkati çekmektedir.

  • Tilbaşar Kalesi:

Gaziantep İli, Oğuzeli ilçesinin güneydoğusundaki Gündoğan köyünde yer alan Tilbaşar Kalesi, tunç çağlarından itibaren iskan gören Tilbaşar höyüğünün üzerinde yapılmıştır.Tarih öncesi dönemlerden sonra klasik çağlarda da, yakınında kurulmuş olan ve Abara ismi ile anılan antik kentte yerleşim devam etmiştir. Tilbaşar Kalesi M.S. 11- 12.yy.’da Haçlı Seferleri sırasında, önemli ticaret yollarına ve stratejik kavşaklara hakim ve yüksek bir tepeye sahip olduğundan yeniden ele alınmış, höyüğün etrafında oluşan şehir bir sur ile çevrilmiş ve höyüğün üzerinde de sağlam bir kale inşa edilmiştir.
Daha önce Tel-Başir olarak adlandırılmış daha sonra ise, Tilbaşar olarak anılmaya başlanmıştır. 1995 yılında Yrd.Doç. Dr.Rıfat ERGEÇ başkanlığında, Gaziantep Müzesi ile Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsünün birlikte yürüttüğü arkeolojik kazılarda höyük eteklerinde Eski Tunç Çağı, Bizans, Eyyubi ve Haçlı dönemlerine ait yerleşim yerleri ortaya çıkarılmıştır. Anadolu’nun sayılı büyük höyüklerinden olan Tilbaşar höyüğü üzerinde, yer yer Haçlı dönemi kalesinin kesme taştan duvar kalıntıları ile hemen önünde Türk ve Haçlı ordusunun büyük bir savaşa tutuştuğu şehir surlarının toprak yığıntısı haline gelmiş kalıntılarını görmek mümkündür.

 

Mekan Duragi .Com

3 kez görüntülendi. / 4 hafta önce eklendi.